Blog





E-Bülten

Anket

  Vajinismus Sorununuzun Çözümü İçin hangisini seçersiniz ?

Sözlük

Döviz

1 $ = 3,50 TL
1 € = 4,19 TL
1211413 Ziyaretçi

Ağrısız Doğum

agrisiz dogum ve hipnoz

Ayper Cengiz,

 ( yaş 31, 2. bebeği )

Nazilli Devlet Hastanesi,  Hemodiyaliz Ünitesi Sorumlu Hemşiresi


 

 

Ağrısız Doğum ve Dismenore ( sancılı adet görme)' de Hipnoterapi

 

Ağrısız Doğum Örnek Vaka;

Hipnozla doğumu yaşayan Ayper hanım deneyimini anlatıyor;

"Doğum sancılarım başladığında sadece rahim bölgesindeki kasılmaları hissettim. Hiç heyecanlanmadım, korkmadım ve acı çekmedim. Doğum yaparken doktorumun ve bebeğimin seslerini duyuyordum. Bu sayede kendimi ve bebeğimi çok güvende hissettim. En güzeli de bebeğimi kısa süre içinde kucağıma alıp, emzirmemdi. Dinçtim, dolayısıyla onunla kendim ilgilenebiliyordum. Doğumdan 2 saat sonra kendi başıma rahat bir şekilde tuvalet ihtiyacımı giderdim, yemeğimi de keyifle yedim. Ziyaretime gelen dostlarım, kısa bir süre önce doğum yapmış bir anne olarak bu denli rahat, dinç ve de huzurlu olmamı hayretle izliyorlardı."

 

 

 

 

Gebelik korkusu: Ailevi problemlerden kaynaklanmakla birlikte çocuğunu düşürmekten, doğuramayacağından veya doğururken ölmekten korkmak şeklinde olabilir. Bunlarda hipnoterapi ile gerekli telkinler yapılarak gebelik ve doğum korkusu kaldırılabilir.

Gebelik bulantı ve kusmaları: Bunlar hipnoterapiden çok istifade ederler. Bilindiği gibi, bu şikayetler çoğunlukla psikolojiktir ve en çok olarak gebeliğin ilk dört ayında görülür. Anne adayını evinde, iş yerinde ve toplum içinde çok rahatsız eden öğürtü, bulantı, kusma için gebeliğin ilk 3 ayında verilen vitaminler dışındaki ilaçların cenin üzerine zararlı oldukları bir gerçektir. İlaç kullanılmadan yapılan hipnoterapi ile gebelik mahsülü sakatlanmaktan kurtulur. Bulantı ve kusması düzelen anne adayı zayıflamadan normal kilosunu almaya devam ederek ve daha önemlisi huzur içersinde gebeliğine devam eder.

Düşük yapma korkusu ve ağrısız doğum: Gebe kadın ne kadar çok sayıda düşük yapmışsa, yine düşük yapacağından o kadar çok korkar. Organik, hormonal, mikrobik, alerjik, kromozomal v.s. anomalileri bulunan kadınlar gerekli tedavileri yapıldıktan sonra hipnozdan faydalanabilirler. Günümüzde birçok hastaya bu psikolojik nedenlerinden dolayı sedativ ilaçlar verilmektedir, bunların cenin üzerine olan kötü etkileri artık bilinmektedir. İşte hipnoterapi bu yüzden de çok faydalı bir tedavi yöntemidir. Günümüzde doğum ağrısını kaldırmak amacıyla kullanılan birçok yöntem vardır. Bunlar arasında psikolojik teknikler ve bölgesel veya genel anestezide kullanılan çeşitli ilaçlar sayılabilir. Uygulanan yöntemler bölgeden bölgeye ve ülkeden ülkeye, yerel kültüre, tıbbi personele, eldeki olanaklara ve diğer toplumsal ve mesleki etmenlere bağlı olarak değişmektedir. Kullanılan değişik ajanlar ve yöntemler, pratik olarak dört grupta toplanabilir.

1- Sistemik sedativ analjezikler.

2- İnhalasyon analjezi-anestezisi.

3- Bölgesel analjezi-anestezi.

4- Psikolojik analjezi

Doğumda, analjezi ve anestezi ile anne ve yeni doğanın bakımı, kuşkusuz anesteziolojinin en zor konularıdır. Bu güçlüğün nedenleri, gebe kadının gebelik dışı dönemden farklı fizyolojik değişiklikler göstermesi ve yeni doğanın anatomi ve fizyolojisinin erişkinden farklı olmasıdır. Doğumda anestezi uygulamanın diğer bir güçlüğü de doğumun genellikle gecenin geç saatlerinde, uzun zaman harcamasını gerektiren bir uğraşı olmasıdır. Bunların yanında, halk kadar kadın hastalıkları uzmanlarının da doğum ağrılarının ortadan kaldırılması gerektiğine pek fazla inanmaması, hatalı anestezi uygulamasının anne ve çocuk için yarattığı kötü sonuçların gözler önünde olması, anestezilenin doğum pratiğine girmesini güçleştiren başlıca nedenlerdir.

Oksijen, karbondioksit ve diğer katabolizma ürünlerinin yanı sıra sedativler, narkotikler, genel ve lokal anestezikler plasentadan basit difüzyon ile geçerler. Anestezide kullanılan ilaçların çoğu plasenta zarından hızla geçer ve anneye verilen doza bağlı olarak, birkaç dakika içinde anne ve fetüs kanı arasında denge oluşabilir. Fetüs ilaçları erişkinden daha az etkin bir şekilde kullanır. Fetüste ilaçların metabolizma edilmesi için gerekli enzim sistemlerinin çoğu ya yoktur, ya da yeterince gelişmemiştir. Bu enzimler arasında, sedasyonu sağlamada veya genel anestezi indüksiyonu sırasında kullanılan barbitüratları, lokal anestezikleri, bazı narkotikleri ve değişik diğer ilaçları, metabolize edenler sayılabilir. Sonuç olarak bu değişik faktörler nedeniyle narkotiklerin, barbitüratların ve promethazine’nin depresan etkileri doğumdan sonra bebekte saatlerce, hatta 2-4 gün kadar da sürebilir.

Doğumda kullanılan analjezik maddelerin gerek anne gerekse fetüs ve yeni doğan üzerinde olan zararlı etkilerinden dolayı günümüzde doğum ağrılarını azaltmada ilaç kullanımı gerektirmeyen bir çok yöntem vardır. Bu yöntemler arasında Dick-Read’ın öne sürdüğü ve uygulamasını yaptığı doğal çocuk doğumu, Rusların önerdiği psikoprofilaksi metodu, (bu metot Fransız ve diğer Avrupalı kadın doğumcular tarafından geniş bir uygulama alanı bulmuştur.) birkaç merkez tarafından uygulanan hipnoz ve Çinlilerin kullandığı akupunktur sayılabilir. Bu teknikler hastanın korkusunu, endişesini, kuşkusunu azaltır ve giderek gebenin davranışını doğumda daha işbirlikçi ve gayretli olarak düzenler. En önemlisi bu tekniklerin hiçbirinin anne ve bebek üzerinde zararlı etkisi yoktur. Bir çalışmada yeni doğanın durumu göz önüne alındığında, hipnozun bölgesel veya genel anesteziden üstün olduğu görülmüştür.

Dr. Öztürk’ün Bilinçli Hipnoz tekniği ile ağrısız doğum yapmak isteyen gebeler, 6 aylıktan itibaren hipnoterapi altına alınırlar. Gebe kadın, daha önce gebelik veya düşük korkusu, gebelik kusması gibi sebeplerle hipnoz tedavisi görmüşse yeniden mayalanma toplantısına alınmaz. Hipnozu hiç bilmeyenler iki mayalanma toplantısına alınırlar. Mayalanmış gebelere doğuma kadar birer hafta ara ile tek başlarına veya grup olarak hipnoz yapılır. Doğumdan korkmayacakları ve ağrısız doğuracakları telkin edilir. Verilen telkinde ancak doğum için hastaneye yattıktan sonra kalkacağı ısrarla belirtilir. Dr. Öztürk’e göre, doğum ağrılarının daha önceden kalkacağının telkin edilmesi, gebenin evinde, iş yerinde, sokakta aniden doğurmasına sebep olabilir. Anne adayına doğum ağrıları başlayınca doğum yapacağı hastaneye gitmesi telkini verilir.

Ağrıları başlamış ve hastaneye yatmış gebenin doğum ağrılarının kaldırılması için, hipnoterapistin hemen hastaneye gelerek gebeyi uyutup uyandırması ve doğumun sonuna kadar yanında kalması çok faydalıdır. Olmadığı taktirde telefonla uyutabilir veya gebe kadın otohipnozla doğum ağrılarını kaldırabilir. Hastanede uyutulup uyandırılan veya otohipnoz yapan gebe, hipnoterapinin kontrolünde olmakla beraber bütün normal hareketleri yapmaktadır. Gözleri açık, konuşmakta, yürümekte, yemekte, içmekte kısacası canının istediğini yapmakta sadece doğumdan korkmamakta ve ağrı duymamaktadır. Belinden kasıklarından ağrı başlayınca sağ elinin baş parmağının dört parmağı ile kapayıp karnının üzerine doğru götürdüğünde sadece kasılma duyar ağrı duymaz. Uterusun kontraksiyonu süresince eli kapalı kalır, kasılma hissi kaybolunca elini açar yeni bir kasılma ile yeniden kapar. Doğumun sonuna yakın başlayacak olan ıkınma hissi hiçbir zaman kaldırılmaz hatta ıkınma duyunca kendi gücü ve hipnozun gücüyle ıkınacağı telkin edilmiştir. Bunun sonucunda hipnozlu gebe diğerlerinden daha büyük gayret ve güçle ıkınarak doğumun süresini kısaltır ve herhangi bir alet kullanmaya lüzum kalmadan doğurur. Epizyotomi için ekseriya lokal anesteziye gerek kalmaz. Yine Dr. Öztürk’ün ameliyat deneyimlerinde ve diş çekiminde olduğu gibi hipnozlu hastalarda doğum kanaması daha az olmaktadır. Bazı anestezik maddelerin kanamayı arttırdığı zaten bilinmektedir. Hipnozlu loğusa doğumdan sonra hastanede kaldığı sürece, epizyotomi yeri acılarını, son sancılarını, bebek emerken olan meme başı acılarını duymaz, idrara diğerlerinden daha kolaylıkla çıkar. Yine daha önceden verilmiş olan telkinler gereğince taburcu olup evine giderken hastanenin kapısından çıkar çıkmaz, bütün ağrıları eskisi gibi duymaya başlar.

Hipnozsuz olarak hiç ağrı duymadan binlerce kadının doğurmakta olduğunu görüyoruz ve buluyoruz. Doğumda ağrı duyan kadınların ağrı duymayanlardan çok fazla olduğu da bir gerçektir. Hipnoterapi ile doğum yapan kadınların hepsinin de ağrısız doğum yapacağını iddia etmiyoruz. Dr. Öztürk ve ondan sonraki yaptığımız çalışmalarda isteyenlerden % 90 gebenin hipnoz altına alınabildiği, bunların % 70’inin ağrısız doğurduğunu ve % 90’ında hipnoterapinin çok faydasını gördüğümüzü söyleyebiliriz.

Yukarıda bahsedildiği gibi, hipnoz konusunda, ulusal, uluslararası ve dünya kongreleri tertiplenmektedir. Bizim de bu kongrelere iştirak ederek bilgi alışverişinde bulunmanız çok faydalı olur.

(Kadın hastalıkları ve doğumla ilgili bu bölüm, rahmetli Dr. Ertuğrul Bayırlı’nın Temmuz 1983’te “Sandoz bülteni”nde yayınlanmış olan “Bilinçli Hipnoterapi” başlıklı yazısından yararlanarak hazırlanmıştır.) Ağrısız doğum ve narkozsuz ameliyatla ilgili 1997 yılında Tempo Dergisi’nde yayınlanan Nazan Ergülen’in yazısından bir bölümü sunuyoruz:

AĞRISIZ DOĞUM VE NARKOZSUZ AMELİYATTA HİPNOZ

Kırk yıldır dünyanın pek çok ülkesinde başarıyla uygulanan hipnoz Türkiye’de de giderek yaygınlaşıyor. Kadın, çocuk ve diş hastalıklarının tedavisinde, psikolojik rahatsızlıkların giderilmesinde, norkoz verilemeyen hastaların ameliyatlarında hipnoz etkili bir çözüm yolu sayılıyor.

Dr. Şahap Erkoç hipnozu “dikkatin belirli bir konuda toplandığı, başka birinin telkinlerinin kabul edilebildiği değişik bir bilinç durumu” olarak tanımlıyor. Hipnotizmaya “doğal bir yöntem” gözüyle bakan psikolog Ertan Kura da “uyanık uyku” adını veriyor hipnoza. Gerçekten de hipnoz durumu bir uyku hali gibi görünmekle birlikte oldukça farklı. Uykudakinin tersine bilinç, tümüyle yerinde çünkü. Her şey, her ne kadar kontrolü elinde tutan hipnozitörün elinde gibi görünse de, kişi istemediğini yapmamak yetisini kaybetmiyor. Diş hekimi Ali Eşref Müezzinoğlu yaygın inanışın yanlışlığını şöyle anlatıyor: “İnsanların isteği dışında yönlendirmeler yalnızca filmlerde olur. Gerçekte insanları o kadar derinden etkileyip kişiliklerini değiştirmek mümkün değil. Hipnoz sırasında kişinin bilinci yerinde. İstemiyorsa kendisine verilen kötü telkinleri yapmayabilir.”

Müezzinoğlu’nun tespiti bir hipnoz olayının gerçekleşmesinde hipnozitör kadar hipnoz uygulanacak kişinin buna yatkınlığını da vurguluyor. Nitekim Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği eski başkanı rahmetli Ergün Arıkdal şunları söylüyor: “Hastanın telkinlere ne kadar yatkın olduğunu bulmak çok önemlidir. Uyutucu telkinlere yatkın mıdır, uykusu ne kadar derinleşebiliyor, inanç derecesi nedir?”

Buraya kadar hep tedavideki uygulamalarıyla öne çıkan hipnoz yakın dönemde eğitim alanında da başarıyla kendini gösteriyor. Bulgar psikiyatrist Lazanov’un geliştirdiği yöntem önce sosyalist ülkelere, orandan da Tüm Avrupa’ya yayılmış. Hatta

Görüldüğü gibi hipnoz, sorun olabilecek bir çok alanda konuyu sorun haline getirmeden kolaylıkla çözebiliyor. Bu durum da hipnoz kullanımının Batı’da olduğu gibi Türkiye’de de giderek yaygınlaşacağını gösteriyor. Zira doktorundan hastasına, eğitimcisinden öğrencisine hemen herkes, hipnozun Mandrake işi olmadığının bilincinde olduğunu gösteriyor.